Batı Trakya’da ki Türklere yapılan asimilasyon ve soykırım tarihin çeşitli dönemlerinde yerine almıştır. Türkleri asimile etmek, onları göçe zorlamak, din ve kültürlerini koparmak başlıca gayeydi. Yunanistan’ın Batı Trakya’da yaşayan Müslüman Türklere karşı tatbik ettiği soykırım, zulüm ve baskılar yalnız bu bölgenin değil yakın gelecekte dünyanın başına yeni dertlerin açılacağının habercisiydi.

 

Önceleri açık açık baskı, zulüm ve göçe zorlama çalışmaları yapılmıştır.

Rodop vilayeti valisi Valyotis 1975’te şunları söylüyordu: “Müslümanları Batı Trakya’dan çıkaracak sebepleri arayın, bulun. Onları iktisaden çökertecek tedbirleri, panik oluşturma yollarını araştırın. Fiili tecavüzlerde üniformalılar dikkat çeker, bunun için köylü grupları hazırlayın. Bu milli bir vazifedir.”

 Ya gidecek, ya da asimile olacaklardı. Karar buydu, bir kısmı karara uydu. Ve başta Türkiye olmak üzeri birçok Avrupa ülkesine göç etti.

1980’lerde Batı Trakya büyük bir baskının hedefi olurken, Sadık Ahmet ismi yavaş yavaş duyulmaya başlamıştı. Gümülcine müftüsünün seçimle gelmesini sağlamak için imza kampanyası başlattı, tutuklandı. Okullarda Türk öğretmenlerin atanmasının durdurulmasını protesto etti. Ve bardağı taşıran son damla Türk adının yasaklanması, derneklerin kapanmasıydı. 1988 yılında Batı Trakya Türkleri yürüyüş kararı verdi. Azınlık birlik ve beraberlik içinde olduğunu gösterdi. Bağımsız milletvekili düşüncesi ortaya çıktı ve bu birlik-beraberlik neticesinde Dr. Sadık Ahmet meclisteydi.

Sadık Ahmet, 26 Ocak 1990 tarihinde bir kez daha tutuklanacaktı. Suçu Batı Trakya Türklerine “TÜRK” diye hitap etmesiydi. Selanik Dudullu hapishanesine gönderildi, 2 ay hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı. 8 Nisan 1990 milletvekili seçimlerinde aday oldu ve 2. kez bağımsız milletvekili seçildi. Batı Trakya Türklerinin ilk siyasal partisi olan Dostluk, Eşitlik ve Barış partisini kurdu. Sadık Ahmet’in hızla yükselişi Yunanistan’da rahatsızlığa sebep oldu. 1993 seçimlerinde acil bir önlem alınacak ve meclise girmek için gerekli baraj arttırılacaktı. Sadık Ahmet, Lozan antlaşmasının yıl dönümünde 24 Temmuz 1995 günü şüpheli bir trafik kazasında hayata veda etti. Ölümünün ardındaki sis perdesi ise hiç aralanmadı.

 Yunanistan’ın Avrupa birliği süreciyle bu asimilasyon, göç ve kültür emperyalizmi senaryoları değişik taktiklerle oynanmaktadır. 30 yıl önce amaç ne ise, bugünde o. Değişen sadece oyuncular. Baskı yerini rahatlığa bırakmış; azınlığın kendi kendine din ve kültür emperyalizmi ile asimile olması sağlanmıştır. Kaybedilmeye başlanan dini ve kültürel değerle ile nesiller arası köprü kopmaya başlamış ve Yunan özentisi maalesef artmaya başlamıştır.

Gençlik dini ve milli duygulardan habersiz olarak yetişmekte; tarihinden habersiz, gelecek kaygısı taşımadan hayatlarına devam etmektedir.

İlim adamlarına göre bir milleti imha etmenin en kestirme yolu o milletin dilini ve dinini unutturmaktır. Günümüzdeki yeni taktik budur. Bunun dışında eğitimsizlik ve işsizlik azınlığın görünen en büyük sorunu olmaktadır. Eğitimsiz bir gençlikte hakkını savunmaktan aciz olacak ve uygulanan taktik tutmuş olacaktır.

Geçiminin büyük bölümü tarıma dayalı olan Batı Trakya Müslüman Türk azınlığı iktisaden çökeltilmektedir. İşsizlik gençliğin en büyük problemi haline gelmekte, gençlik başta Hollanda olmak üzere diğer Avrupa ülkelerine göç etmektedir. Görüldüğü gibi 30 yıl önce baskı ile göç günümüzde iktisaden göçe çevrilmiştir. Senaryo aynı, fakat taktik farklı. Tabi fark edebilene…

 

 

  ANA SAYFA       YAZARIN DİĞER YAZILARI