ANNEME…
Bugün yine
bir anneler günü ve yine ben sevgimi bir güne sığdırmak zorunda bırakılıyorum.
Sevdiğimi bu günde söylemek, bu günde hediye almak, bu günde seni hatırlamak ve
sadece 24 saatlik bir zaman senin canım annem. Her ne kadar tüm bunlar aşılanmaya
çalışılsa da, sana olan sevgim katlanarak artmakta. İçindeki evlat sevgisi;
evladım üzülmesin anlayışınla benim için bulunmazsın. Her geçen zaman sana olan
sevgimi arttırmakta; hep senin gibi olmak ise tek gayem. Evet anne, sen benim
idolümsün; örnek aldığım canım annem. Benim için her gün anneler günü, benim
için her gün gül annem. Buraya sevgimi yazmak isterdim, sığmaz diye korkuyorum.
Canım annem, sana olan sevgim satırlara sığsa da, kalbime sığmıyor. Günün ve
yılın kutlu olsun anne.
Tüm annelerin, anneler günü kutlu olsun.
Hiç baba
olmamışların da bir günü olmalı; senede değilse bile, ömürlerinde bir günü.
Hiç anne olmamışların, hiç sevgili olmamışların, hiç çocuk olmadan büyümüşlerin
de bir günü olmalı hayatlarında.
Öyle hatırlatır gibi değil, imalardan, yanlış anlamalardan, başa kakmalardan
uzak bir gün… Bir tür özlem giderme, bir tür “şimdi bana kaybolan yıllarımı
verseler” şeklinde…
Etrafı bayram ederken bayram edemeyenlerin, bayram nedir tatmamış olanların da
bayramı olmalı. Bir gün değilse bile, ömürde bir saat…
Kolonya dökmeli, yorgun ellerine. Şeker tutmalı, ağız tadıyla yiyecekleri.
Sohbet etmeli havadan ve sudan. Hatırını sormalı içten ve “iyi değilim”
cevabına dair bir şeyler yapmayı baştan kabullenerek.
Hiç başı okşanmamışların, hiç güzel söz duymamış olanların, bir tane kır çiçeği
bile olsa hediye alınmamışların da bir günü olmalı; en azından bir günü.
Başlarını okşamak, güzel sözler etmek, çiçekler vermek; belki umuda, duaya,
tevekküle dair sözler etmek ve nihayetinde görevini yapmış olmanın rahatlığıyla
değil, gözü arkada kalarak ayrılmak…
Belki sadece selam verip, sokakta ayaküstü hayattan, sıradan konulardan, incir
çekirdeğini doldurmayacağı sanılan mevzulardan konuşurken, araya bir parça
umut, bir parça inanç, bir parça teselli bırakmak.
Hiç sevilmemişlerin, hiç özlenmemişlerin, hiç aranıp sorulmamışların, hiç
uğruna gözyaşı dökülmemiş, telefon numarası kaydedilmemiş, evinin adresi
hafızaya nakşedilmemişlerin de; seveni, özleyeni, arayıp soranı, gözyaşı
dökeni, telefon ve adres defteri olma günleri olmalı.
O gün, hiçbir tv kanalında, hiçbir radyo istasyonunda, hiçbir gazete köşesinde,
hiçbir billboardda, hiçbir reklam kuşağında işlenmese de; biz bilmeli ve
yaşamalıyız.
Eğer o gün bugünse ve siz de onlardan biriyseniz, “Hiç…” gününüz kutlu olsun.